Depresyonun hakkında genel bilgiler 

Depresyonun tanımı; depresyon nedir , ne değildir? 

Günlük yaşamda depresyonun görünümü nasıldır?

Depresyon neden olur?

Depresyon çeşitleri nelerdir?

Depresyonun seyri nasıldır?

Depresyon tedavisine genel bir bakış


Depresyonun hakkında genel bilgiler

 Depresyonun, dünya çapında 350 milyondan fazla kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir.

Depresyon; en sık görülen  ve en çok yeti yitimine sebep olan hastalıklar arasında ilk beşte bulunmaktadır.

Kişi yaşadığı; mutsuzluk, keder, hayattan tat alamama, isteksizlik, uyku ve iştah düzensizlikleri, enerji kaybı, hafıza sorunları gibi belirtiler nedeniyle, ev, iş, okul hayatı ve sosyal yaşam gibi günlük yaşamının bir çok alanında işlevselliğini kaybetmekte, hatta ağır durumlarda yaşamını sonlandırabilmektedir.

Depresyon hastalığının yaygınlığına bakıldığında, 2010 yılı başında yayınlanan bir çalışmaya göre toplumda %8-10 arasında görülmektedir. Yaşam boyu hastalanma riski ise erkeklerde on erkekten bir tanesi, kadınlarda ise her dört veya beş kadından bir tanesi yaşamlarında en az bir kez depresyon hastalığına yakalanacaklardır.

Tedavi edilmeyen depresyonda intihar ile ölüm riski (tamamlanmış intihar riski) %15 civarındadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2012 yılı verilerine göre, dünya çapında her yıl depresyon nedeniyle 1 milyon kişi özkıyımla (intihar) yaşamını sona erdirmektedir.

Oldukça yaygın görülmesine rağmen  şikayetleri farkedip doktora başvurma ve/ veya etkin bir tedaviye ulaşabilme oranları oldukça azdır. Bazı ülkelerde neredeyse 10 depresyon hastasının sadece 1 tanesi tedaviye ulaşabilmektedir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda söylenebilir ki depresyon; yaygın ve ciddi bir halk sağlığı sorunudur.

 

Depresyon nedir, ne değildir?

 Depresyonu tanımlamadan önce duygulanım ve duygudurum kavramlarının tanımını yapmakta fayda olduğunu düşünmekteyim.

Duygulanım, kişinin yaşadığı bir olaya, karşılatığı bir duruma, anılara, düşüncelere duyguları ile katılabilmesi yetisidir. Örneğin üzücü bir haber alınca kederlenmek, güzel bir anıyı düşününce mutlu hissetmek, beklenmedik bir olayla karşılaşıldığında şaşırmak, korkmak gibi.

 Duygudurum ise,  bir süre hakim olan duygulanım halidir. Örneğin, çok neşeli mizaçlı biri aylardır aile ilişkilerinde yaşadığı sıkıntıları nedeniyle, mutsuz ve kederli hissedebilir. Gün içinde neşelendiği olaylar olsa da uzun dönemde hakim duygu, mutsuzluk ve kederdir. Benzer şekilde, iş yerinde yoğun stres altında olan  bir kişi, dingin ve sakin olarak bilinirken, bir süredir kendini öfkeli, hırçın, tahammülsüz ve huzursuz hissedebilir. İnsanlar aynı gün içinde dahi, belli sınırlar içinde neşe, hüzün, öfke, sıkıntı gibi duygular arası geçişler yaşayabilirler. Bu olağandır.

 İşte bu duygudurum dalgalanmaları belli bir süreyi aştığında, aşırılaştığında ya da uygunsuz olduğunda artık olağan kabul edilmez ve bir hastalığı düşündürür.

 Depresyon bu haliyle duygudurum bozukluğu dediğimiz gruba giren bir hastalıktır. En az 2 hafta boyunca, kendini mutsuz, kederli ya da sıkıntılı, gergin ve sinirli hissetme, hiç birşey yapmak istememe, eskiden zevk aldığı şeylerden artık zevk almama, uyku ve iştah düzeninde bozulma, enerjide azalma, dikkat ve konsantrasyon sorunları yaşama, kendine güveninde azalma , suçluluk, değersizlik, yetersizlik düşüncelerinin belirginleşmesi ile giden ve  ağır vakalarda intihar düşüncelerinin de eşlik ettiği bir hastalıktır.  Çoğu zaman bu tabloya kaygı ve huzursuzluk da eşlik eder.

Bu belirtileri belli sürelerde yaşayan kişilerin işlevsellikleri bozulur. Kendileri bakımları azalabilir. Bu kişiler sorumluluklarını yerine getiremeyebilirler. Okul, iş ve  aile içi işlevlerinde ve kalitesinde belirgin düşme olur. Uzun süren depresyonlar biyolojik yapıyı da etkileyerek, hipertansiyon, kalp damar hastalıkları gibi hastalıkların ortaya çıkışına ya da seyrinde kötüleşmelere sebep olabilir.

Günlük yaşamda depresyonun görünümü nasıldır?

Depresyondaki kişilerin yüzünde hüzünlü, sıkıntılı bir görünüm vardır. Kimi hastaların kendilerine bakımı azalır. Omuzları çökmüş, yavaş düşünen, yavaş konuşan, yavaş hareket eden bir halleri olabilir. Zaman zaman da bu durağanlığın tam tersi şekilde,  tedirgin bir halde, yerinde duramaz, huzursuz bir şekilde oradan oraya hareket edebilirler.

Hastalar sık ve kolay ağlamaktan ya da tahammülsüz olup çabuk sinirlendiklerinden yakınabilirler. Bazen ağır çökkünlüklerden kişi, üzüntü ve keder dışında hiçbir duygu hissedemediğini söyleyebilir. Duygusal bir küntlükten bahseder. Çoğu zaman bu ruh haline, bunaltılı, sıkıntılı ve huzursuz hissetme de eşlik eder.

Depresyondaki kişi, mutsuzluk ve keder halinin hemen hergün ve gün boyu sürdüğünü tarif eder. Eskiden keyifle zevkle yaptığı şeyleri yapmak istemediğini, yapsa da eskiden aldığı tadı alamadığını anlatır.

Bu kişiler sıklıkla dikkatlerini sürdüremediklerinden ve unutkanlıktan yakınırlar. Eskiden birkaç işi aynı anda yapabilirken, şimdi dikkat dağınıklığı nedeniyle iyi organize olamadığından, hafızasında zayıflama olduğundan bahsederler, hatta “bunama” korkusu yaşarlar.

Uykuları da sıklıkla bozulur. Kişi uykuya dalmada güçlük çekebileceği gibi, bölük bölük uyuma ya da hiç istemediği halde erkenden uyanarak bir daha uykuya dalamama şeklinde belirtiler yaşayabilir. Bazı depresyonlarda ise kişinin uyku süresi artar. Normalde 7 saat uyku yetiyorken, kişi, çok daha uzun süreler uyur ancak buna rağmen, uykusunu alamamış gibi hissedebilir. Yorgunluk ve halsizliğin de etkisi ile hep yatma, uzanma, kestirme eğilimi olabilir.

Depresyondaki hastalarımızın  iştahları azalabilir ve kilo kaybedebilirler. Uyku düzensizliklerine benzer şekilde özellikle uyku ihtiyacının ve süresinin arttığı depresyonlara, iştah artışı  da eşlik edebilir. Gece yemeleri, tıkınırcasına yeme atakları gözlenebilir.

 Bu kişilerin düşünceleri çoğu zaman yavaştır ve acı dolu yaşantıları, çözülmemiş meseleleri, pişmanlıkları, eksiklikleri, yetersizlikleri gibi karamsar konularla doludur. Bazen kendilerini hiç istememelerine rağmen aynı konuları tekrar tekrar düşünürken bulabilirler. Zihinleri doludur ve bu doluluktan dolayı yorgun hissedebilirler. Hep aynı konuları konuşabilirler, sanki bir yere takılıp kalmış gibidirler.

Kendini suçlama, değersiz, yetersiz, beceriksiz ve sevilmiyor hissetme çoğu zaman bu döneme eşlik eder. Öz saygı azalır.

Kişi başta mide barsak şikayetleri olmak üzere birçok bedensel şikayet yaşayabilir. Baş, boyun, sırt ağrıları, midede yanma, bulantı hisleri, barsak düzeni değişiklikleri, vücudun çeşitli yerlerini dolaşan, batma, yanma, iğnelenme hisleri, baş dönmesi, sersemlik halleri eşlik edebilir.

Eğer durum ağır ise tuhaf, gerçeklikten uzak düşünceler gözlenebilir. Kişi herkesin kendisine baktığını, hareketlerini izlediğini, kendisi hakkında konuştuğunu, insanların kendisine zarar vermek istediğini düşünebilir. Yine ağır durumlarda ölüm düşünceleri, özkıyım fikirleri ve özkıyım girişimleri olabilir.

Depresyon tanısı konulabilmesi için yukarıdaki belirtilerin hepsinin olması gerekmez ancak, en az 2 hafta süresince belirtilerin birçoğu yaşantılanıyorsa ve bu kişinin işlevselliğini bozuyorsa, “DEPRESYON” tanısı konulabilir.

Depresyon neden olur? 

Depresyon çoğu zaman tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmaz. Aslında günümüzde hemen tüm psikiyatrik hastalıkların, tek bir nedene bağlı olarak ortaya çıkmadığı,  birçok etkenin etkileşimi ile olduğu tespit edilmiştir. Bir yelpaze düşünelim. Bir tarafta genetik yapımızın getirisi olan biyolojimiz yani, beynimizin yapısal durumu, fiziksel ve kimyasal işleyişi, beden sağlığımız, hormonlarımız, fizyolojimiz, diğer uçta da çevresel faktörler olsun. İşte depresyon bu yelpazenin herhangi bir yerinden kaynaklanabilir .

Örneğin kansızlık, tiroid hormonlarının eksikliği, B12 vitamini,  D vitamini gibi vitamin eksiklikleri hiçbir çevresel stres faktörü olmaksızın depresyon belirtilerini ortaya çıkarabilir.  İnme, parkinson hastalığı, multiple skleroz, epilepsi, kanser gibi bedensel hastalıkların varlığı ya da başka hastalıkların tedavisinde kullanılan bir takım ilaçların etkisi ile  hiç çevresel bir sorun olmaksızın depresyon meydana gelebilir. Genetik yapımızda var ise, sonbahar gelince ağaçlar nasıl yapraklarını döküyorsa, mevsimi geldiğinde, kaçınılmaz olarak depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Genellikle bu tip depresyonlarda çevresel faktörler de tetikleyici olabilir ancak hiçbir çevresel faktör olmasa da gerçekleşebilir. Öte taraftan, çevresel stresörlere uzun süre maruz kalmak, sıkıntılar ile engellenmeler ile mücadele edebilecek ego gücüne sahip olup uygun  başetme stratejileri kullanamamak sonucunda, depresyon gelişebilir. Uzun süre stresörlere maruz kalmak, vücudumuzun doğal stres yanıtını bozarak ve bir takım beyin kimyasallarının değişmesine ve azalmasına sebep olarak buna yol açar.

Bu beyin kimyasallarının en çok bilinenleri ve depresyon ile en çok ilişkilendirilenleri, serotonin, noradrenalin, dopamin, asetilkolin gibi maddelerdir. Bu maddelerin bazı beyin bölgelerinde azalması, bazı beyin bölgelerinde artması, depresyon belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olur.

Depresyon çeşitleri nelerdir?

Belirtilerin şiddeti göre depresyonlar hafif, orta ve ağır;  sayısına tek dönem , yineleyen depreyon dönemleri olarak tanımlanır. Ancak başka tanımlayıcılar da vardır. Örneğin, hemen her yıl , yılın aynı döneminde ortaya çıkan “mevsimsel” özellikler gösteren depresyon, uyku miktarında ve iştahta artış, reddedilmeye aşırı duyarlılık hali ile giden atipik depresyon ya da sabah istemeden erkenden uyanma ve mutluluk verici durumlar yaşansa bile mutluluk hissi duyamama ile giden melankolik depresyon, doğumdan sonraki 1. ayda başlayan “postpartum depresyon” gibi.  Unutulmamalıdır ki depresyon tanısı konulabilmesi için bir sonraki bölümde ayrıntılı bahsedeceğim, kişinin geçmişte manik ya da hipomanik dönem denilen taşkın, coşkun dönem geçirmemiş olması gerekir. Çünkü bu halde tanımız iki uçlu duygudurum bozukluğu yani “Bipolar Bozukluk” olur.

Depresyonun seyri nasıldır?

Depresyon olgularının % 85 ya da daha fazlası bilinen olağan tedavi yöntemlerinden yararlanır. Tedavi edilmeyen olgular ise 6-24 ayda düzelirler. % 5-10 kadar olguda ise iki yıldan fazla sürer. Tedavi ile bu süre birkaç hafta ile birkaç aya indirilebilmektedir. Tedaviye erken başlamak yanıt alma süresini kısaltır. %10-15 olgu ise süregen seyir gösterir. Başlama yaşı yönünden aynı aile bireyleri arasında ilişki vardır. Erken başlayanlarda yineleme olasılığı daha yüksektir. Stres etkenleri ile başlaması arasında bir ilişki olabilmekle birlikte bu zorunlu değildir. Depresyon yaşam boyu ataklar ve yinelemelerle sürer.

Depresyon tedavisine genel bir bakış

Depresyon çok yaygın görülmesine rağmen hastaların yarıdan azının hatta bazı ülkelerde %10′unun tedavi şansı bulabildiğini belirtmiştim.  Bu durum; depresyon belirtilerinin tanınmasındaki, farkedilmesindeki azlık, “ruh hastası” damgalanmasından korku nedeniyle yardım almak istememe ya da yeterli eğitimi almış tedavi edicinin bulunmamasından kaynaklanabilir. Oysa tedavide işbirliği yapan depresyon hastalarda tedavinin başarısı hemen hemen kural gibidir. Olgular tedaviye yüksek oranda yanıt verir.

Yukarıda sayılan belirtileri yaşıyorsanız ya da bir yakınınızda gözlemliyorsanız, depresyonu farkedebilmiş olma ihtimaliniz yüksektir. Bu durumda yukarıda bahsedilen belirtileri yaşayan kişilerin psikiyatri hekimine başvurması ya da yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Erken tespit edilerek müdahale edilen bir depresyon ile, işlevsellik ve yaşam kaybı önlenebilmekte, depresyonun tekrarlama sıklığı ve riski azaltılabilmekte ve yaşam kalitesi artmaktadır.

Psikiyatri hekimine başvurduğunuzda, şikayetleriniz tespit edilir. Bu şikayetlerin ne zaman başladığı, ne ile tetiklenerek başladığı, nasıl sürdüğü, nelerin sürmesine sebep olduğu, geçmişte benzer dönemlerin yaşanıp yaşanmadığı, yaşandı ise nasıl tedavi edildiği, kullanıldı ise ilaçların isimleri, kullanım süreleri ve dozları, kişinin bu tedavilerden fayda görüp görmediği gibi hastalığı anlamamıza yarayacak tüm değişkenler gözden geçirilir. Yine kişinin sahip olduğu bedensel hastalıkları, bunlarla ilişkili kullandığı ilaçları, sigara, alkol ya da madde kullanıp kullanmadığı ve ailede benzer hastalıkların olup olmadığı sorgulanır. Cinsiyetiniz, yaşınız, medeni, durumunuz, mesleğiniz, ekonomik durumunuz, sosyal desteğiniz ve tüm yukarıdaki veriler göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılır ve depresyonda olup olmadığınız, eğer depresyonda iseniz bunun şiddeti, çeşidi tespit edilerek, size uygun bir tedavi planı yapılır.

Hafif depresyonlarda sadece psikoterapiler ile gidilebilecek iken, orta ve ağır şiddetli depresyonlarda ilaç tedavisi ve psikoterapilerin birlikte yürütülmesi en uygunudur. Depresyonda, başta bilişsel davranışçı terapiler, kişilerarası ilişki terapileri, destekleyici terapiler ya da analitik yönelimli psikoterapiler olmak üzere, kuramlara ve kanıtlara dayalı birçok psikoterapi türü, bu terapiler ile ilgili eğitimi almış yetkin terapistler tarafından başarı ile uygulanmaktadır. Psikoterapi türleri  ve içerikleri hakkında ayrı bir bölümde ayrıntılı bilgi sunulacaktır. Ancak yeri gelmişken önemle belirtmek isterim ki;  kuramlara ve kurallara dayanmayan, hastaya akıl öğretmeye veya yaşamına çeki düzen vermeye yarayan uğraşları tedavi edici girişimler veya terapiler diye kabul etmek, nereden eğitim aldığı belli olmayan, sonunda, “-ist”,  “koç” ya da “uzman” yazması sebebiyle ulaşılan kişilere de terapist demek doğru değildir. Bunlar sonucu çok ciddi olabilecek hastalıkların tedavi sürecini ciddi olarak olumsuz yönde etkileyebilmekte, faydadan çok zarara sebep olabilmektedir.

Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ise, beynin çalışmasında düzenlemeler yapan kimyasal maddelerdir. Yukarıda da belirttiğim gibi özellikle orta ve ağır depresyonlarda ilaç tedavileri tercih edilmekte süreç psikoterapiler ile desteklenmektedir. Depresyon tedavisi için öncelikli olarak tercih edilen ilaçlar, antidepresan grubu ilaçlardır. İlaç tedavileri bölümünde çok daha ayrıntılı değerlendirlecek olan ve depresyon tedavisinde kullanılan diğer temel ilaç grupları ise, anksiyolitikler (kaygı gidericiler), duygudurum dengeleyicileri ve antipsikotiklerdir.

Antidepresanlar

Antidepresan ilaç tedavilerinin etki göstermedikleri ve işe yaramadıkları yönünde bir tartışma sürekli vardır. Ancak çalışmalar göstermektedir ki, depresyon hastalık düzeyinde bulunduğunda antidepresanlar çok başarılı sonuç vermektedirler. Ama sıkıntılar bir hastalık değil de, gündelik moral bozukluğu düzeyindeyse, antidepresanlar işe yaramamaktadır. Antidepresan ilaçlar hiçbir zaman bir moral dopingi, mutluluk ilacı, uyuşturarak dertleri unutturan bir madde veya alışkanlık yapan ilaçlar değildir.  Dolayısı ile bir takım belirtilerin hastalık olup olmadığını ayırd edilmesi ve eğer hastalık ise doğru tanının konulup uygun tedavinin başlanması tedavi başarısı için elzemdir. Bunu da yapmaya yetkin olan kişiler psikiyatri hekimleridir.

  • Antidepresanlar, serotonin, noradrenalin, dopamin, asetilkolin gibi depresyon sebepleri arasında yer alan beyin kimyasallarının miktarını ve/veya işleyişini değiştirerek depresyon belirtilerinin ortadan kalkmasını sağlarlar.
  • İlaçların hem depresyonun özelliklerine hem de kişinin bedensel ve ruhsal özelliklerine göre seçilmiş olması elzemdir. Bu sebeple birisine iyi geldi diye, doktor önerisi dışında kullanılacak her türlü ilaç yarar değil zarar getirir.
  • Antidepresanlar BAĞIMLILIK YAPMAZ!!!
  • Antidepresanların hepsi KİLOYU ARTTIRMAZ, UYKU YAPMAZ, SERSEMLEŞTİRMEZ!!!
  • Her bir antidepresanın kendine has başlanma ve kesilme şekli vardır. Benzer bir şekilde her birinin etkisinin başlama süresi, yaratabileceği etkiler yaşatabileceği yan etkiler farklıdır.
  • Psikiyatri hekimleri ruhsal sıkıntılar yanında kişinin tüm bedensel hastalıklarını ya da özel durumlarını göz önünde bulundurarak ilaç seçer ve dozlarını ayarlarlar.
  • İlaç kullanım şeklini dozunu hekiminizden aldığınız bilgiler dışında edindiğiniz bilgiler ile değiştirmeyiniz. Merak ettiklerinizi ve endişelerinizi hekiminizle paylaşıp, doğru bilgiye hekiminiz yoluyla ulaşınız.

 

Web sitemizin içeriği, ziyaretçiyi bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut tedavinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede kanun içeriğine aykırı ilan ve reklam yapma kastı bulunmamaktadır.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •