Anksiyete (kaygı) nedir?

Kanser hastalığında kaygı nasıldır?

Bu fazla bilgi ve uyaran alınma sürecinde kaygıyı yönetmek için neler yapılabilir?

Ne zaman yardım istemeli?


Anksiyete (kaygı) nedir?

Anksiyete (kaygı), insanlığın başlangıcından beri var olan evrensel bir duygudur. Yoğun bir iç sıkıntısı, huzursuzluk, kolay giderilemeyen bunaltı ve endişe halinin tarifidir. Çoğu zaman, göğüste sıkışma hissi, kalp çarpıntısı, nefes almada güçlük, nefes yetmiyor hissi, ağız kuruluğu, kafada doluluk, tüm vücutta gerginlik gibi bedensel belirtiler yanında kötü bir şeyler olacağı ile ilgili zihinsel  uğraş, korku, o anda gerçek bir tehlike olduğuna dair inanç ve kişinin bu sıkıntıyla baş edemeyeceği düşüncesi eşlik eder. Kaygı yaşayan hastalar; bunaltıyı karınlarında, göğüslerinde, boğazlarında ya da başlarında hissedebilirler. “Durduğum yerde duramıyorum, herşey üstüme üstüme geliyor, daralıyorum, içim sıkılıyor” gibi ifadeler tipik bir kaygılı hal tarifidir.

Peki kaygı neden olur? İnsanoğlunun sinir sistemi insanın hayatta kalabilmesi ya da olası tehlikeyi en az zararla atlatabilmesi için kişiyi yaklaşmakta olan tehlikeye hazırlayabilen bir sistemdir. Gerçek bir tehlike ile karşı karşıya kalındığında bedeni kaçmak ya da savaşmak için hazırlar. Örneğin, üzerinize doğru hızla koşan bir köpek, korku duygusu yaşatır ve bedeniniz kaçmak ya da savaşmak için hızla hazırlık yapar. kaslarınız gerilir, kalbiniz hızlanır, soluk alışverişiniz artar.  Benzer şekilde karanlık bir yolda yürüyorken arkadan hızlı hızlı yaklaşan ayak sesleri, insanı korkutur ve beden olası tehlikeye hazırlık yapar.  Burada ne olduğu belli olan bir tehlike vardır. Kaygıda ise korkudan farklı olarak belirsizlik işin içindedir.  Algılanan tehlikenin ve tehditin net olmaması, belirsiz ve kontrol edilemez olması ya da belirsiz ve kontrol edilemez  “gelecek” ile ilgili olması, kaygıyı korkudan ayırır.

Hayat, başından sonuna kadar belirsiz ve kontrol  edilemezdir. Peki insanoğlu bu belirsizlik ve kontrol edilemezlikle baş etmektedir? Tam da bu noktada bilinçli ve bilinçdışı savunmalar devreye girer. Hiçbirimiz bir sonraki gün ne olacağını bilmeden tüm zarar görme ve tehlike altında olma riskleriyle, inkar, yok sayma, aklileştirme, kabullenme gibi savunmalar ile baş ederiz. Her gün ölme riski olduğunu ya da yakınlarının başına bir şeyler gelme riski olduğunu düşünerek yaşayan kişilerde bu baş etme mekanizmaları yetersiz kaldığını bir takım ruhsal rahatsızlıklar ortaya çıktığını görürüz.

Kanser hastalığında kaygı

Kanser hastalığı, ciddi ve hayatı tehdit edici bir hastalıktır. Ancak hastalığın nedenleri belirsizdir, seyri belirsizdir, birçok tedavi modeli olmasına rağmen tedavilerin etkili olup olmayacağı belirsizdir. Ve tam da kanserin tanımında olduğu gibi kontrolsüzdür. Böyle bakıldığında kaygının kanser hastalarında en sık görülen belirti olmasına şaşırmamak gerekir.

Kaygı hastalığın her döneminde vardır. Herhangi bir şikayet ile doktora başlayan kişinin henüz tetkikler aşamasında sonuca dair kaygıları başlar. Tanının konulmasıyla birlikte kaygı en üst düzeye çıkar ve bundan sonra dalgalanmalar ile seyreder.

Tanı konulma aşamasında; kişiler hiç de aşina olmadıkları tıbbi terimlerle, yoğun bir bilgi aktarımına maruz kalırlar. Hastalık ne, hangi testler yapılacak, hangi görüntülemeler istenecek, cerrahi mi kemoterapi mi olacak, ne gibi yan etkiler yaşanacak, ne kadar sürecek, ne zamanlar hastaneye yatılacak, kontroller ne sıklıkta olacak gibi birçok sorunun bulunduğu bir karmaşanın içine düşerler. Bu karmaşayı hasta yakınları da benzer şekilde yaşarlar. Hayat aniden değişir ve yeni düzene ayak uydurma sürecinde kaygı hep var olan bir duygudur.

Bu fazla bilgi ve uyaran alınma sürecinde kaygıyı yönetmek için neler yapılabilir?

1- Hasta ve yakınları, ihtiyaçları olan tüm bilgiyi hekimlerinden net ve eksiksiz olarak alabilmelidir. Sonuç belirsiz olmasına rağmen, süreç çoğu zaman belirlidir.

Bu süreçte hastalarımızın aklına sıklıkla gelen sorular vardır. Bu hastalık nedir, neden olmuştur, vücudunun neresinde ya da nerelerindedir, hangi testler ve işlemler yapılacaktır, hangi tedaviler uygulanabilir, bu tedavilerin ne gibi yan etkileri olabilir, bu yan etkiler için önlemler alınabilir mi, hastaneye yatmak gerekir mi, tedavi her zaman düzenli gider mi yoksa bazı sebeplerden aksamalar yaşanabilir mi, ağrılı ve acılı bir süreç mi olacak, ihtiyacım olduğunda tedavi ekibime, doktoruma ulaşabilir miyim, ben doğru ve güvenilir bir ekibin elinde miyim, bu hastalıktan kurtulacak mıyım?

Yukarıda aklınıza gelecek bu soruların bir kısmı net olarak açıklanabilen bir kısmı ise süreçte belirginleşecek cevaplara sahiptir, bir kısmının ise cevabı yoktur. Ancak başta hekim olmak üzere tedavi ekibinden yeterli bilgiyi alan,  doğru yerde ve güvenilir ellerde olduğunu  hisseden hastaların, süreçteki belirsizliğe daha kolay katlanabildikleri bilinmektedir.

2- Öte taraftan hastalar, ihtiyaçları olduğundan daha fazla bilgi ile yüklenmemelidir. Tanı dahil hastanın kendi durumuyla ilgili bilmek istediği herşey hekimince açıklanmalıdır. Hasta yakınları asla, hastalarına kanser olduğunu söyleyen kişi olmamalıdır. Bu hekimlerin görevidir. Hekimler, hangi hastanın, hangi zamanda, ne kadar bilgiyi taşıyabileceğini tartarak açıklamalarda bulunurlar. Merak etmemesine rağmen birçok tıbbı bilginin hastaya aktarılması, onun yararına değil zararına olmakta, kaygısını arttırmaktadır.

Tedavi aşamasında; hastalar çoğu zaman büyük bir motivasyon ile tedaviye başlarlar. Alınacak güzel sonuçlar için her dert çekilebilir gelir. Ancak hem sürecin belirsizliği, hem yaşanabilen yan etkiler hem de tedavide kullanılan bazı ilaçlar bu motive olmuş ruhu yorabilir. Tedavi aşamasında yaşanan kaygı, yukarıda belirtilen kaygı belirtilerinin bir arada olduğu panik ataklara sebep olabilir. Uykusuzluk halsizliğin artmasına neden olabilir. Yine tedavi sırasında yaşanan yan etkiler, kaygılı dönemlerde daha şiddetli hissedilir. Özellikle kemoterapiye bağlı mide bulantıları, henüz kemoterapi başlamadan hatta hastaneye girmeden başlayabilir. Ağrılar olduğundan daha şiddetli yaşantılanabilir.

Cerrahi tedavilere bağlı olarak organ kaybı ve vücut şeklinde değişiklikler hem sosyal yaşamı hem de aile içi ilişkileri etkileyebilir. Örneğin meme kanserlerinde, memenin cerrahi olarak alınması sonrasında, hastaların kadınlık algıları, cinsel hayatları ile ilgili endişeleri belirginleşebilir. Benzer şekilde  saç kaybı, kişinin kendine olan güvenine olumsuz etki ederek kaygılarının artmasına sebep olabilir. Dalgalı tedavi sürecinde, ağrı ve acı çekme korkuları, ölüm ve sonrası ve sonrasında yakınlarına ne olacağı ile ilgili düşünceler korku ve kaygının zaman zaman belirginleşmesine sebep olur.

Kaygının ve depresif şikayetlerin kontrol altına alınması, tedavi sürecinin daha kolay atlatılmasını sağlar. Bazen  de ne direkt kanserin etkisi ne de buna bağlı ruhsal tepkilerin etkisi olmaksızın kullanılan ilaçlara bağlı olarak ruhsal değişiklikler gözlenebilir.

Tedavi sonrasında ise;  verilen tedavilerden sağlanan faydaya göre çok çeşitli duygular yaşanabilir. Tedaviye cevap alınan hastalarda, depresif şikayetler ve kaygılar yatışır ancak her kontrol döneminde“acaba sonuçlar nasıl çıkacak?”“tekrarlamış mıdır?” şeklinde soruların yarattığı kaygılar olabilecektir. Bunlar doğal ve beklendik tepkilerdir ancak zaman zaman, basit bir belirtiyle çok yoğun endişe yaşamak, doktorun önerisi dışında tetkik yaptırmak, ilave işlemler talep etmek, daha sık doktor muayene randevusu talep etmek, sık sık hastalık ve süreci ile ilgili tekrarlayan rüyalar görmek, özellikle kanser ve ilgili konularda yoğun bedensel belirti yaşamak, devamlı hastalıkla ilgili zihinsel uğraşları olmak, internetten hastalık ve tedavisiyle ilgili yoğun araştırmalar yapmak, kaygının kontrolden çıktığını işaret eder ve profesyonel bir yardım gerektiğini gösterir. Unutulmaması gereken öneli bir nokta da daha önce kaygı bozukluğu yaşamış kişilerde kaygı bozuklukları daha çok görüldüğüdür.

Tedaviden beklenen yarar sağlanamadığında ise, kaygı ve depresif şikayetler artabilir. Bu durumda psikiyatrist-psikolog desteği sağlanması özellikle tavsiye edilir.

Ne zaman yardım istemeli?

Aşağıda sayılar belirtilerin bir veya birkaçı olması durumunda;

  • Yoğun endişe, panik hali ve yüklenmişlik hissetmek
  • Karar vermede ve problem çözmede güçlük yaşama (küçük olaylarda dahi)
  • Sinirli, huzursuz, sıkıntılı hal
  • Gergin görünme ve gergin hissetme
  • “Kontrolü kaybetme endişesi” ile ilgili yoğun zihinsel uğraş
  • Kötü bir şeyler olacağı hissi
  • Baş ağrıları
  • Terleme , titreme, kalp çarpıntısı, nefes almada güçlük, karında ya da göğüste sıkıntı ve sıkışma hissi
  • Tahammülsüzlük ve çevreye kızgınlık
  • Yorgunluk , bulantı ağrı ile baş edemeyeceği düşünceleri
  • Uyku sorunları

Hastalar ne yapabilir?

  • Üzgün kızgın ya da yüklenmiş olmak normaldir. Yakınlarınızla bunları paylaşmak, duygularınızı dışa vurmak size iyi gelebilir.
  • Yakınlarınızla birlikte, birbirinize destek olabilmek için neler yapılabileceği konuşulabilir. Örneğin; hastaneye ulaşım bir kişi tarafından organize edilirken, evdeki çocukların bakımına desteği bir başkasına vermek, maddi yönetim için planlamalar yapmak gibi belirsizliği giderici iş bölümleri yapabilirsiniz.
  • Korkulu ya da kaygılı olduğunuz için kendinizi ya da çevrenizi suçlamayın. Mümkün olduğunca size bu endişe ve korkuyu yaşatan düşünceleri, inanışları bulmaya ve paylaşmaya çalışın. Hissettiğiniz ve düşündüğünüz her ne ise (örneğin size devamlı meyve soyan yakınınıza kızmak yerine, devamlı bir şeyler yemeye çalışmanın sizi zorladığını, hasta ya da bakıma muhtaç bir çocukmuş gibi hissettirdiğini ifade edin, tam tersi şekilde aileniz sizi çaba sarfetmeniz için zorladığında, kendinizi yorgun hissettiğinizi ya da düşmekten korktuğunuzu) onu aktarın.
  • Güvenilir internet destek gruplarını takip edebilirsiniz.
  • Kaygıyı yönetmeye yönelik nefes ve gevşeme egzersizleri vardır.  Bunları öğrenip günde birkaç kez yapmak faydalı olabilir. Benzer sekilde, doktorunuzun izin verdiği dozlarda hafif egzersizler, yoga, meditasyon ya da uğraşlar (estruman çalmak, resim yapmak, el işi ile uğraşmak) kaygıyı yönetmenize yardım edecektir.
  • Sigara ,kahve ve uyarıcı özellikli içeceklerden uzak durun.
  • Kaygıyı giderebilmek için psikoterapi yaklaşımları ve ilaç tedavileri bulunmaktadir. Doktorunuza psikiyatrik destek almak istediğinizi iletin.

Hastanın yaşadığı kaygının, hastalığa karşı oluşmuş ruhsal bir tepki mi, verilen tedavilerin bir yan etkisi mi yoksa kanserin direkt biyolojik etkisi mi olduğunu  en iyi şekilde ayırd edecek kişiler ruh sağlığı profesyonelleri yani psikiyatristlerdir.

Psikiyatrik ve psiko-sosyal destek kanser tedavisinde en az biyolojik tedaviler kadar gerekli ve değerlidir. Tanı konulma aşamasından itibaren bir psikiyatrist ve/ veya psikolog (psiko-onkolog) ile düzenli görüşmeler yapmak, sorunları tespit edebilmek, kaygıyı kontrol edebilmek, etkin başetme stratejileri bulabilmek, destek kaynaklarını harekete geçirebilmek ve psikiyatrik hastalıklardan korunabilmek için elzemdir.

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Psycho-oncology Textbook, Second Edition Chapter 44
  2. MD Anderson, Manuel of Psychosocial Oncology Chapter 6

 

Bu sitedeki bilgiler okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla yazılmış olup tanı ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Yazarın izni olmadan ya da kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •