Kanser hastalığının ciddiyeti ve/veya süregen gidişi, kişinin biyolojik, psikolojik, sosyal ve varoluşsal başetme mekanizmalarını aştığında, uyum bozukluğu belirtileri daha şiddetli bir şekilde gözlenir. Bu dönemden sonra depresyon ve kaygı bozuklukları daha sık gözlenmeye başlar. Yapılan çalışmalar depresyonun kanser hastalarında, hasta olmayanlara göre 2-3 kat fazla olduğunu göstermiştir. Biraz daha ayrıntılandırmak gerekirse, kanser hastalığında;

Biyolojik stres faktörleri; tümörün cinsi, yeri, evresi ve buna bağlı yıkımlar, tedavilerin bedeni zorlayıcı etkileri, nörobiyolojik değişiklikler, ağrı başta olmak üzere, bulantı, kusma, halsizlik, iştahsızlık gibi fiziksel belirtiler kişileri ruhsal olarak zorlar,

Psikososyal stres faktörleri olan; tanı konulması, yinelemeler, tedaviye cevap alınamaması, kişinin sosyal hayattaki kimlik ve rollerinin değişimi, fiziksel görünüşte yaşanan değişiklikler ile geleceğin belirsizliği ve kontrol edilemezliği de bedensel zorlanmalara eşlik eder.

Bir de kişisel faktörler vardır ki; bu da hangi ruhsal hastalığın, kimde, hangi şiddette ortaya çıkacağını önemli ölçüde etkilemektedir. Yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, çocuk sahibi olma, mesleği, geçmişindeki kayıplar, aile öyküsündeki kanserler, kişilik ve baş etme özellikleri, bağlanma şekilleri, sosyal destekleri ve inanç sistemleri kişisel faktörlerden en önemlileridir.

İşte yukarıda saydığım her bir öğe kişiden kişiye farklılaştığından, her kişinin hastalığı karşılaması, süreci yürütmesi ve hatta sonlandırması farklı seyreder, bu süreçte ne gibi ruhsal sıkıntılar yaşayabileceği kişiye özeldir. Daha tanı konulur konulmaz bir psikiyatrist ya da  psiko-onkolog ile psikiyatrik destek sürecinin de başlatılması, stres yönetimi ve ruhsal hastalıkların önlenmesinde çok önemlidir.

Hangi belirtiler yaşandığında depresyondan şüphelenilmeli 

  • Hemen her gün, gün boyu süren mutsuzluk ve keder hali,
  • Hiçbir şey yapmak istememe, hiçbirşeyden keyif almama ya da eskiden keyif aldığı etkinliklerden keyif alamama
  • Umutsuzluk, karamsarlık, kendine ve yakınlarına yaşattığı durumlar için suçluluk, yoğun muhtaciyet hisleri, kendine güvende azalma, tedavi geciktirme ve reddetme
  • Uykusuzluk ya da aşırı uyuma , iştahsızlık, enerjisizlik, dikkat konsantrasyon sorunları
  • İntihar düşünceleri, intihar planlar ve girişimleri
  • İleri evre ya da son dönem hastalık
  • Ağrı kesicilere cevap vermeyen ağrılar yaşanması
  • Pankreas, akciğer, baş boyun kanserleri, beyin tümörleri ve meme kanserleri (depresyon daha sık)
  • İnterferon ve yüksek doz steroid (kortizon), vinkristine, vinblastin, L-asparaginaz, Prokarbazin, leuprolid tedavilerinin sonrasında başlayan ruhsal sıkıntılarda
  • Çoğu zaman tedavi edilmeyen depresyonlar, karamsarlığın umutsuzluğun artmasına, hızlıca ölümün istenmesine, bedensel şikayetlerin ve yan etkilerin daha çok yaşanmasına, yaşam süresinin kısalmasına sebep olabilmektedir.

Kanser hastalarında depresyon tedavisi

Öncelikli problemleri tespit edebilmek en önemli basamaktır. Bu depresif şikayetler nerelerden köken almaktadır? Kanser hastalığının direkt etkisiyle mi, verilen tedavilerin yan etkisi olarak mı, gerçekleşmiş ve gerçekleşmesi olası kayıpların yasının tutulamaması mı, sosyal rollerdeki değişme mi ya da maddi sıkıntılar mı? Her kişinin ruhsal sıkıntılar yaşamasına sebep olacak durumlar farklıdır. Bu nedenledir ki her tedavi şekli kişiye özel planlanmalıdır.

Her depresyonda ilaç başlanması gerekli olmadığı gibi, bazı durumlarda ise başlanmaması hata olacaktır. Bu durumda psikiyatri desteği istenmesi önemlidir. Kişinin ve ailesine, kanser süreci ve yaşanabilecek durumlar ile bunların yönetimi açısından psikoeğitimler verilebilmektedir. Hastanın problemlerinin tespit edebilmesi, başetme stratejilerinin güçlendirilmesi için destekleyici psikoterapiler, tüm ailenin değişen düzenini rayına koyabilmek, aile bireylerinin ruhsal durumlarını tespit edebilmek, en uygun baş etme ve problem çözme yollarını keşfedebilmelerini sağlamak için aile terapileri, benzer sıkıntıları yaşayan kişiler ile buluşmak, duygu dışavurumunu sağlamak, baş etme yöntemlerini öğrenmek ve aidiyet hissini yaşayabilmek için grup psikoterapileri yürütülebilmektedir. Kişinin yaşına, kanser hastalığının, yerine, evresine, hastanın yandaş hastalıklarına, fiziksel durumuna, verilen tedavilerin özelliklerine uygun seçilecek ilaç tedavileri ile de depresyon tedavi edilebilmektedir.

Hastanın yaşadığı depresif şikayetlerin, hastalığa karşı oluşmuş ruhsal bir tepki mi, verilen tedavilerin bir yan etkisi mi yoksa kanserin direkt biyolojik etkisi mi olduğunu ayırd edecek kişiler ruh sağlığı profesyonelleri yani psikiyatristlerdir.

Psikiyatrik ve psiko-sosyal destek kanser tedavisinde en az biyolojik tedaviler kadar gerekli ve değerlidir. Tanı konulma aşamasından itibaren bir psikiyatrist ve/ veya psikolog (psiko-onkolog) ile düzenli görüşmeler yapmak, sorunları tespit etmek,  etkin başetme stratejileri bulabilmek , depresif şikayetleri kontrol edebilmek, destek kaynaklarını harekete geçirebilmek ve psikiyatrik hastalıklardan korunabilmek için elzemdir.

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Psycho-oncology Textbook, Second Edition Chapter 41
  2. MD Anderson, Manuel of Psychosocial Oncology Chapter 5

Bu sitedeki bilgiler okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla yazılmış olup tanı ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Yazarın izni olmadan ya da kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •