YAS TEPKİSİ; YAS TUTMA İŞİ

Yas, gerçek ya da hayali olarak yaşanan kayba karşı düşünsel, duygusal, davranışsal ve sosyal olarak verilen tepkilerle giden bir süreçtir.  Her kayıp insan doğumunun ve hayat deneyiminin bir parçasıdır. Yas işinin sadece yaşam kaybı ile ilişkili olması gerekmez. Bir eşya, para, iş, bir ilişki, kendine güven, ulaşmak istenen bir hedef, sağlık, bir organ ya da saç kaybı, boşanma, emeklilik ya da yılların geçip gitmiş olması kişilerce kayıp olarak algılandığında yas işi başlar. Ancak ölüm kaçınılmaz olarak tüm insanlarda yası başlatır. Zaman zaman kayıp olmadan, kayıp riski bile yas sürecini başlatabilir.

Aslında yas, “öngörülebilir, kontrol edilebilir, güvenli bir dünyada yaşıyor olma” inanışının kaybına karşı yaşanan bir reaksiyondur. Her bir insanın yas işi (tepkisi) kendine hastır, biriciktir. Bu tepkiyle, kaybın önemi, kişinin kişilik özellikleri, geçmiş kayıpları, deneyimleri,  değerleri ve dünya görüşü yakından ilişkilidir. Bu sebeptendir ki benzer kayıpları yaşayan 2 kişinin, yaslarını yaşama şekilleri ve süreçleri birbirinden farklı olabilmektedir. Ya da her ikisi de zor ve acılı olmasına rağmen ileri yaşta bir hastanın kaybının yası, beklenmedik, ani ya da travmatik bir şekilde yaşanan, bir gencin kaybından çok daha kolay tutulabilmektedir.

Kişilerin hayatları boyunca yaşadıkları fiziksel veya psikososyal kayıplarıyla ilgili çözülmemiş, birikmiş, işlenmemiş yasları, sevdiklerinin ölümü ya da kendi ölümleriyle ilgili yas tutma kabiliyetlerini elinden almaktadır. Yas tutma bireysel özellikler göstermekle birlikte evrensel olarak gözlenen genel birkaç basamağa da sahiptir. Bunların başında “şok olma” hali gelir.

ŞOK

 Beklenmedik, ani, travmatik bir olayla karşılaşma ya da ya da şahit olma anında ve sonrasında kısa bir süre yaşanan durumdur.  Özellikle kanser tanısı alan hastalarımız tanıyı ilk duydukları “o an” da“donakaldım, her şey bir anda durdu, hiçbir şey düşünemez oldum, sesler kısıldı, sanki o an ben ben değildim, dünya başına yıkıldı, hiçbir şey diyemedim” gibi bir donakalma hali tarif ederler. Bu tepkisizlik hali dakikalar saatler düren bir durumdur. Sadece kanser hastaları değil tüm insanlar, ani, beklenmedik, travmatik olaylarla karşılaşma ya da şahit olma durumlarında bu “şok olma “halini yaşarlar.  Ancak bu şok döneminin tepkileri sadece donakalma şeklinde görülmeyebilir. Kaybın ardından gelen anlarda yani kriz döneminde tam bir panik hali de hakim olabilir. Solukta daralma, kalp çarpıntısı, iç çekme gereksinimi, gerginlik ya da uyuşmuşluk gibi kaygı belirtilerini de içeren bir duygusal ve bedensel karmaşa yaşayabilirler. Tepkisizlik hali gibi,  dakikalar saatler düren bir durumun ardından ise yaygın olarak “inkar” hali gelir.

İNKAR

 Kişinin ruhunun beklenmedik, ani ya da  travmatik kaybın gerçekliğine ve bunun yarattığı yoğun duygularla yüzleşmeye hazır olana kadar geçirdiği süredir. Aslında bu bilinçdışı savunma bir süre bizi koruyan bir hediyedir. Ruhsal hazırlık için geçen bu sürede kişi çoğunlukla, sanki hiç birşey olmamış gibi, kayıp yaşanmamış gibi davranır. Zaman zaman kayıp yadsınmaz ancak çok küçük, önemsiz bir kayıpmış gibi algılanır. Kanser hastalığı açısından bakacak olursak; şu durumların yaşandığını görebiliriz.

  • Kanser olmadığı, yanlış tanı konulmuş olduğu, daha iyi bir doktora gidilmesi gerektiği düşünceleri…
  • Önerilen tetkikleri yaptırmama, ya da geç yaptırma, sürüncemede bırakma
  • Tedaviyi reddetme, bilimsel tedavilerden uzak kalıp sadece alternatif ya da tamamlayıcı tedavilere yönelme..

İnkar saatler ya da günler alabilir. Ancak çok uzun sürüyor ve tedaviyi engelliyor ise psikiyatrik destek alınması gerekir. Bir de yarı inkar denilebilecek bir durum vardır ki; bunda hastalar bir yanıyla hastalığı kabul eder, bir yanıyla etmez. Örneğin kemoterapisini almaya gelir ancak port takılması kendisine kanser hastası olduğunu hissettirdiğinden kabul etmez. Ya da önerilen her türlü işlemi kabul eder, tedaviye tam uyum sağlar ancak bir kez olsun “kanser” kelimesini kullanmaz. “o hastalık”“benimkisi” denilir, hatta bazen isim bile takılabilmektedir. Bir tarafıyla hasta olduğunu kabul eder , diğer tarafıyla hiç hasta değilmişçesine, spor yapmaya, işine devam etmeye çalışır. Tedavi sürecini etkileyen tam inkar muhakkak değerlendirilmelidir. Ancak tedaviyi etkilemeyen yarı inkar durumlarında , hastaya illaki kanser hastası olduğunu söyletmek, her şeyi bilmesini sağlamak, başka konularda zorlamak, yersiz olduğu kadar, hastalarda kimse tarafından anlaşılamama hissi doğurur. İnkar ara ara zayıflayıp kabullenme olsa da, temelde bu süreç bu kabullenme ve inkar arasında gitgellerden oluşan bir süreçtir. Saatler ve günler içinde çözülen inkar yerini kabullenmeye bırakmadan önce öfke, pazarlık yapma gibi dönemlerden de geçebilir.

ÖFKE ve PAZARLIK

Bu süreçte kayba karşı yüksek bir farkındalık vardır. Fakat zihin yine de bizi kaderle pazarlıklara oturtacak kadar acıdan kaçınmaya çalışır ve işi uzatır. kayıptan önceki son günler, haftalar, aylar geri getirilmeye, yanlışları düzelterek yeniden yaşamaya çalışırız.

“Bu neden benim başıma geldi? Şunu versem karşılığında bu hastalık bir gitse…

“Ben ne suç işledim ki Allah bana bu cezayı verdi? Allahım bundan sonra … yapıcam , ne olur bu gerçek olmasın…

“Eşimin yaşattığı üzüntüler yüzünden kanser oldum”

“Vakti zamanında tomografi çektirseydim böyle olmazdı”

“Doktorlar geç farketti o sebeple oldu”

“Hep bu sigara meredi yüzünden, son ay o sigarayı arttırmayaydım…”

Kanser hastası olduğunu öğrenmek, çoğu zaman adaletli, korunaklı ve geleceğin güzelliklerle dolu olduğu inanışını sarsar ve derin bir hayal kırıklığı yaşatır. Hasta olan bedene kızılır. “Ben daha bir genç kızın bedenine sahibim sanıyordum” demişti bir keresinde 40 yaşlarında bir bayan hastam. Bedenine iyi bakmadığı için kişi kendisine kızabilir. “Dünyada bu hastalığı hak edecek insanlar varken niye ben” ya da“niye şimdi” diye bazen Allaha kızılabilir. Kendisini üzen eşe, kızını boşayan damada, zorla meyve yedirmeye çalışan kardeşe, hal hatır sormak için arayan komşuya, kolunu acıtan hemşireye, hızlı vizit yapan doktora, hatta iyi geceler demeyip odadan çıkan hasta bakıcıya bile yoğun öfke çıkabilir. Öfke altta yatan kaygılı, korkulu duyguların üzerini örtmüş bir örtüdür. Öfkenin anlaşılması gerekir. Yaşanılan durumun zorlu bir durum olduğunu ve öfkeli olabileceğini, kabul etmek, her türlü çabasının değerli olduğunu hissettirmek gerekir. Anlaşıldığını hissetmeme kadar öfkeyi arttıran başka bir durum yoktur.

Zaman zaman bu öfke ve dayanılması güç duygularla baş etme güçlüğü çekildiğinde uygunsuz gevşeme yöntemleri seçilebilir. Bizim kültürümüzde yaygın olmamakla birlikte alkol ve madde kullanımına meyil artabilir. Ancak bu acılı duyguları yok saymak , bastırmak ya da ilaç, alkol ya da madde ile yatıştırmak, yası geçirmediği gibi çözülmeden uzun süreler devamına sebep olur.

Pazarlık ise, kaybı geri getirmeye yönelik, bilinçdışı bir süreçtir. “Bir iyileşeyim, kurbanlar kesicem”, “Şunu bir atlatayım, umreye gidicem”, ” Bu iş bir bitsin…” diye allahla, evrenle ya da sebep olarak gördüğü her ne ise onunla bilinçdışı bir pazarlık yapılır. Bu dönemler bir merdivenin basamakları gibi sıra ile gitmez, inkar, öfke, yarı inkar, pazarlık, kabullenme, inkar arasında gidiş gelişler olabilir. Ancak pazarlık ve öfke aşamalarını yaşamanın esasen gerçekleri kabul etmeye başladığımızın sağlıklı bir işareti olduğu unutulmamalıdır. Ancak yas işinin tamamlanabilmesi ve kaybın varlığını kabul ederek yaşamaya devam edilmesi, depresyon ve kabullenme de süreçlerini içerir.

KABULLENME

Kaybedilebileceği riskinin var olduğunu kabullenerek devam etmek, bir şeyin kaybedildiğini kabullenmek ya da kaybedilenin yokluğuna sağlıklı bir şekilde uyum sağlamak, uzlaşmak yas işinin önemli bir parçasıdır. Kabul artık öfke ve kaygıdan çok, üzüntü ve keder duyguları hissettirebilir. Yeni yaşama ayak uydurulduğu bu dönemde, uyku, iştah, enerji ve isteklilikte bozulmalar olabilir. Çabuk duygulanma, isteksizlik, umutsuzluk, “aileme yük oluyorum” şeklinde suçluluk düşünceleri eşlik edebilir.

Kriz dönemlerinin geçip de kabullenme dönemi geldiğinde, geçmiş yaşantıların,yakın ilişkilerin gözden geçirilmesi, hayatın anlamının sorgulandığı bir dönem de çoğunlukla yaşanır. Kaybedilen durum her ne ise “yan yitimler” de eşlik edebilir. Örneğin kanser hastası olmak sağlığın kaybı olarak yası tutulacak bir durum iken, eşlik eden ya da edebilecek olan, sosyal rol kayıpları, maddi kayıplar ya da özgüven kayıpları da gerçek kayba eşlik eden yan yitimlerdir ve kişi süreçte bunların da yasını tutar.

YASIN İŞLENMESİ

İnsanoğlu doğduğu anda anne karnının sıcak korunaklı dünyasını kaybederek yaşama başlamaktadır. Aslında yas işi hayatın içinde, uyumak kadar, acıkmak kadar doğal bir durumdur. Ancak kayıp ne kadar büyük ise, kaybedilen ile kaybeden arasındaki ilişki ne kadar karmaşık ise yas işi o kadar zorlaşır. Yine bir kişinin sağlıklı bir şekilde yas tutabilmesi, yaşına, cinsiyetine, kültürüne, dini inanışlarına, kişilik özelliklerine, baş etme stratejilerine, geçmiş yaşam deneyimleri, travma ve kayıpları ile yakından ilişkilidir.

Kanser hastalarımız açısından bakıldığında, sağlığın kaybı ve hayatı tehdit edici bir hastalığın varlığı, yas işini başlatır.  Özellikle ailesinde kanser hastalığı geçirmiş olan ya da bundan dolayı kaybedilen biri var ise ya da acı çektiği deneyimlenmiş ise ya da kaybın ardından o kaybı yaşayan kişilerin yaşadığı zorluklara şahit olunmuş ise bu kişilerin hastalığı kabullenme süreci daha zorlu geçebilir. Benzer şekilde hasta yakınlarının hastalığı kabullenmelerinde zorluk yaşamaları ve yas tutma güçlüğü çekmeleri de hastanın hastalığa uyumunu güçleştirir.

Yası işlemek çok önemlidir ve yas tutamama bir çok psikiyatrik hastalığa sebep olabilecek bir faktördür. Kişilerin kayıplarıyla ilgili bu süreci sağlıklı bir şekilde yaşayabilmeleri için psikiyatrist ve psikologlardan destek almaları, olası psikiyatrik hastalıklardan korunmalarını sağlayacaktır.

Yararlanılan Kaynaklar:

  1. Psycho-oncology Textbook -Second edition, Chapter 76
  2. MD Anderson, Manuel of Psyhosocial Oncology Chapter 24
  3. Kayıptan Sonra yaşam; Prof. Dr. Vamık D. Volkan, Elizabeth Zintl

Bu sitedeki bilgiler okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla yazılmış olup tanı ve tedavi amaçlı kullanılamaz. Yazarın izni olmadan ya da kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz, kopyalanamaz.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •